25 Nisan 2012 Çarşamba





Seems So Long Ago



The morning had not come
Nancy was alone
Looking at the late late show
Through a semi-precious stone
In the house of honesty
Her father was on trial
In the house of mystery
There was noone at all
There was noone at all
It seems so long ago
None of us were very strong
Oh but nancy wore green stockings
And she, she slept with everyone
She never said she'd wait for us
Even though she was alone
I think she fell in love for us
In 1961
In 1961
The morning would not come
Nancy was alone
A 45 beside her head
An open telephone
Yes we told her she was beautiful
We all told her she was free
But none of us could meet her in
The house of mystery
The house of mystery
And now why don't you look around you,
See her everywhere
Many of you used her body
Many comb her hair
And in the hollow of the night
When you are cold and numb
You hear her talking freely then
She's happy that you've come
She's happy that you've come

Leonard Cohen

yesil bir elma tadinda mutluluk...

Belli bir yastan sonra saf mutlulugu hissetmek imkansizlasiyor sanirim. Belli bir yas dedigim öyle 40 lar  filan degil, 22 filan :)
Gün boyunca sevdiginiz insanlarla "takilip" edepsiz sakalara gülebilirsiniz, ya da bakkaldan bi sigara almaktan eve dönerken sag tarafinizdan yürüyen kediye yeni yeni yesillenmeye baslayan agaclara bakip ufak bir mutluluk ani yasayabilirsiniz, ya da ne bileyim cok güzel bi yemek yapip, yemekten acayip haz alarak yediniz, ama sigaranizi yaktiginizda: aci gercek dostlarim, yalnizsiniz.Heybenizde ne varsa, o güne kadar omuzlarinizda biriken, hepsinin kirikligiyla cekersiniz o sigarayi icinize.
Iddia ediyorum hic kimse mutlu degil. Cevremizdeki onca insana ragmen nasil hala bu kadar yalniziz? bir dakika bir dakika, ben mutluluktan söz ediyordum, yalnizliga nasil geldim?
Ne yasadiysaniz, iyi ya da kötü, hepsi ama hepsi sizinle geliyor. Kacmak olanaksiz. Iste bu yüzden birinin size tamamen dokunmasi imkansiz. Bu yüzden gülümserken hep bir burukluk, bir an sonrasinda hemen aglayiverecek kadar masumuz...
Bütün gün cevremizdeki insanlarla birlikte gülüp, aksam olunca gene kuytu bir köse bulup agliyoruz.

Birini kaybetmek cok aci birseymismis mesela. heybemde tasidigim en agir yük bu benim. Bugün, yani günesli bi bahar sabahi, yatagimi toplarken durduk yere aglamaya basladim. Nerede nasil ne zaman vuracagi hic belli olmuyor bu acinin.En mutlu aninda bile durduk yere beynine yapisan, mutlu olduguna, hala gülümseyebildigine pisman eden koca bir gercek duruyor orda. Ne yüzlesecek cesaretinin oldugu, ne de kacmaya mecalinin... Ne kadar zaman gecerse gecsin kabullenemiyor insan, kabullenemeyecegim sanirim. Daha sevdigimiz ve kaybedecegimiz bu kadar cok insan varken nasil hala mutlu olabiliriz? Annem, babam, dedem, babaannem, teyzelerim, belki kardesim, belki sevgilim, belki esim... Biz bu kadar aciya nasil dayanacagiz?

Eger bir tanri varsa, gercekten cok acimasiz...

Ben eski ben degilim. her mutlulugum bir parca buruk...